AIDS TESTİ

*   AİDS BELİRTİLERİ ?                           * AİDS NASIL BULAŞIR ?                                         *AİDS TEDAVİSİ ?

 

Şekil 1 : HIV (Human Immunodeficiency Virus)

Aids (Hiv virüsü) ile ilgili merak ettiğiniz tüm sorularınızın cevaplarını burada bulabilirsiniz.

Aids Nedir,Aids Nasıl bulaşır,Aids belirtileri nelerdir,Aids’den korunmamnın yolları,Aids bulaşıcımıdır,Aids yalnızca cinsel yollamı bulaşır, Aids tedavisi varmı.

AİDS BELİRTİLERİ ?

HIV (“Human Immunodeficiency Virus”, insan Immun Yetmezlik Virusu) infeksiyonu, etken virüsün etkisiyle bağışıklık sisteminin giderek baskılandığı kronik bir infeksiyon hastalığıdır.Aids belirtileri ve klinik bulguları belli evrelerde değişkenlik gösterebilir.Hastalığın etkeni olan virüs (HIV), lentivirus ailesine mensup bir retrovirüstür. Retrovirüsler, tek sarmallı RNA içeren zarflı viruslardır. Reverse transkriptaz enzimi aracılığı ile genetik materyellerini çift sarmallı DNA’ya çevirip konakçı kromozomuna integre etme özelliklerine sahiptir.

İnsan lenfositlerinin yüzeyinde, hücre aktivitesi ve fonksiyonunda rol alan spesifik glikoproteinler mevcuttur. CD4 hücre yüzey antijeni taşiyan lenfositler, immunolojik reaksiyonlara yardim eden hücrelerdir. CD4 + lenfositler ayni zamanda HIV infeksiyonun primer hedefleridir. HIV infeksiyonun seyri boyunca CD4 +T hücre sayisi giderek azalir buna bağli olarak da Aids belirtileri için karakteristik firsatçı infeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkar.

Virüs alındıktan sonra hastalık belli evrelerle seyreder.
I. HIV INFEKSİYONUNUN KLİNİK SEYRİ
HIV infeksiyonunun doğal seyri yedi evreye ayrılarak incelenmektedir.
1. Primer HIV infeksiyonu ( Akut HIV infeksiyonu )
2. Serokonversiyon (Antikor oluşmasi)
3. Asemptomatik Dönem
4. Erken Semptomatik Dönem
5. Geç Semptomatik Dönem ( AIDS )
6. İleri Evre1. Primer HIV infeksiyonu: ( Akut HIV infeksiyonu )
HIV, vücuda alindiktan 1-6 hafta içerisinde ilk çoğalma döneminde akut infeksiyona neden olur. Bu dönemde görülen belirtiler ve klinik bulgular, HIV infeksiyonuna özgü değildir ve değişkendir. Semptomlar ve görülme sıklıkları şu şekilde belirtilmektedir:

• Ateş (%96)
• Lenf bezlerinde büyüme (lenfadenopati) (%74)
• Farenjit (%70)
• Deri döküntüleri (%70)
• Kas veya eklem ağrisi (%54)
• İshal (%32)
• Baş ağrisi (%32)
• Bulanti ve kusma (%27)
• Karaciğer ve dalak büyümesi (%14)
• Pamukçuk (%12)

 

Bir kisim vakada menenjit, ensefalit gibi sinir sistemi bulgularina rastlanir. Bütün bu bulgular 2-4 hafta içerisinde tedavi gerektirmeden geçer. Akut infeksiyon döneminden itibaren kişi bulaştiricidir.

2. Serokonversiyon:
Virüsün vücuda girişini takiben, % 95 vakada 6-12 hafta içerisinde HIV’e karşi antikorlar gelişir. Bu antikorlarin hastaliğin ilerlemesini engelleyici etkileri yoktur, ancak hastaliğin teşhisi açisindan önem taşirlar. Bu döneme “serokonversiyon dönemi” denmektedir. Antikorlar gelişene kadar geçen sürede, kanda virüs mevcuttur ve hasta bulaştiricidir.

3. Asemptomatik Dönem:
Serokonversiyon döneminden sonra infekte kişiler “Asemptomatik Dönem”e girerler. Bu dönemde kişilerde hiçbir belirti ve bulgu yoktur, ama bulaşticidirlar. Asemptomatik dönem 6.5-13 yil (ortalama 8-10 yil) sürer. Ancak vakalarin %20-30’u ortalama 1.5-5 yil içerisinde bir sonraki döneme geçebilmektedir. Bu süreyi etkileyen faktörler virüsün alinma yolu, hastanin yaşi ve virüsün virülansidir. Transfüzyon yolu ile alanlarda virüs yükü daha fazla olduğundan süre 6 yil olmakta, virüsü cinsel temasla alan homoseksüel erkeklerde ise bu süre 10-12 yila uzamaktadir.

Fizik muayene bu dönemde genellikle normaldir. %40-50 vakada fizik muayenede yaygin lenfadenopati saptanabilir. Lenf bezi büyümeleri HIV infeksiyonu dişinda değişik hastaliklarda da görülebilmektedir. HIV infeksiyonundan olduğunun belirlenebilmesi için lenf bezi büyümelerinin kasik dişinda en az iki ayri bölgede olmasi, büyüklüklerinin 0.5-2 cm çapinda olmasi ve 3 aydan daha uzun bir süre büyük kalmasi gerekmektedir. Klinik yönden bu dönem latent bir dönemdir. Ancak lenfatik dokularda virüs çoğalmaya devam etmekte ve CD4 hücre sayisi progresif olarak azalmaktadir.

4. Erken Semptomatik Dönem:
Hastalarda ilk kez doktora başvurmalarina neden olan belirtilerin başladiği dönemdir. Halsizlik, baş ağrisi, vücut ağirliğinin %10’undan fazla kilo kaybi, nedeni bulunamayan ateş, bir aydan daha uzun süren ve tedavi edilemeyen ishal, deride pullanmalarla seyreden bir hastalik olan seboreik dermatit, yaygin ve sik herpes virüs infeksiyonlari, ağizda mantar infeksiyonlari en sik karşilaşilan belirti ve bulgulardir.

CD4 hücre sayimi ile beraber kandaki virüs miktarini gösteren viral yük tayininin yapilmasi ve tedavinin bu parametrelere göre planlanmasi gerekir.

5. Geç Semptomatik Dönem: ( AIDS )
Bu dönemde bağişiklik eksikliği iyice belirgin bir hale gelir, firsatçi infeksiyon veya kanserler ortaya çikabilir. Yaygin kullaniminda HIV ile ilgili tüm hastaliklar genel olarak AIDS adi ile anilmakta ise de aslinda virus vücuda alindiktan sonra geçirilen tüm dönemler HIV infeksiyonu, bunun son basamaği da AIDS dönemidir. AIDS’i belirleyen hastaliklar, bağişiklik sistemi sağlam kişilerde hastalik yapmayan ya da bazi özel durumlarda çok seyrek hastalik yapabilen, parazit, virus ve mantarlarin neden olduğu bazi infeksiyon hastaliklari ile, Kaposi sarkomu, beyin lenfomasi gibi bazi özel tür kanser hastaliklaridir, özellikle bu dönemde firsatçi infeksiyonlarin tanisi, tedavisi ve profilaksisi (önleyici tedavisi) önem taşimaktadir.

6. İleri Evre
Gözün retina tabakasinin virüse bağli infeksiyonu olan sitomegalovirüs (CMV) retiniti görülebilir. Bu evreye gelmiş hastalarda, antiretroviral tedaviye rağmen ortalama 2 yil içerisinde yeni bir AIDS göstergesi hastaliğin ortaya çikişi engellenememektedir.

HIV İNFEKSİYONUNDA KLİNİK BULGULAR

1) Deri bulguları
Deri hastalıkları HIV infeksiyonun sık karşılaşılan komplikasyonlarindandir.
AIDS tablosu geliştiğinde ise infeksiyonlar kronik hal alir ve deride firsatçi infeksiyonlar görülebilir.

A) Derinin infeksiyon hastalıkları
a) Bakteriyel
b) Viral
c) Parazitik
B) Hipersensitivite reaksiyonlari
a) ilaç reaksiyonu (ilaç kullanımı sonrasi döküntü)
b) Fotosensitivite (güneşe karşi hassasiyet)
c) Papulosküamöz hastaliklar (sedef vb. hastalıklar)

2) Oral Kavite (Ağiz içi) Bulguları
HIV infeksiyonunun seyri sırasinda oral kavitede pek çok lezyon ortaya çıkabilir. En sık karşılaşılan pamukçuk diye de bilinen mantar infeksiyonudur . En sik etkeni Candida türü mantarlardir. Yutma güçlüğü ve tat alma duyusunda bozukluğa neden olur.

3) Gastrointestinal sistem tutulumu
A) Özefagus (Yemek borusu) hastalıkları: AIDS hastalarındaki en sık yakınma yutma güçlüğüdür. Sıklıkla nedeni yemek borusunun mantar infeksiyonudur (özefajial kandidiasis).
B) Mide, ince barsak bozuklukları: Bulanti, kusma ve karın ağrısı en sık karşılaşılan yakınmalardır.
C) Enterokolit: Diare (ishal), AIDS hastalarınınn yarısından fazlasında, hastalığın seyri sırasında herhangi bir zamanda ortaya çıkmaktadır ve önemli ölüm nedenlerinden biridir.

4) Solunum Sistemi Hastalıkları
HIV infeksiyonun seyri sirasinda en sık karşılaşılan akciğer hastalığı, Pneumocystis carinii adı verilen bir tür mantara bağlı olarak gelişen zatürre (pnömoni)dir. Pneumocystis carinii Pnömonisi (PCP), ateş, gece terlemesi kilo kaybı, artan öksürük ve nefes darlığı yakınmalarının olduğu bir tablodur. Tedavisinde, trimethoprim-sulfamethoksazol isimli antibiyotik kullanılır. Tedavi sonrasında da tekrarlamasını önlemek için aynı antibiyotik daha düşük dozlarda kullanılmalıdır.
HIV ile infekte hastalarda tüberküloz görülme sıklığı HIV ile infekte olmayanlara göre daha fazladır. Tüberküloz tedavi süresi 6-12 aydır. Tüberküloz tedavisinde kullanılan bazi ilaçlarin, HIV infeksiyonu tedavisi için kullanilan ilaçlarla etkileşimi vardır. Bu konuda dikkatli olunmalıdır.

5) Kalp tutulumu
HIV infeksiyonu seyri sırasında en sık tespit edilen kardiyovasküler problem kalp zarinda sıvı toplanması(perikardiyal effüzyon)dır.

6) Hematolojik (kan ve kemik iliği) hastaliklar
Anemi (kansızlık), AIDS hastalarındaki en sık kan hastalığıdır. Hastalığın kendine bağlı olarak görülebileceği gibi mide-barsak sisteminden kan kaybı nedeniyle de görülebilir.
Virüsün ana hedefi olan CD4 + lenfositlerin sayısı giderek azalır.

7) Sinir sistemi bulguları
HIV sinir sisteminde değişik klinik tablolara neden olabilen bir virustur.

A) Firsatçı infeksiyonlar
Toksoplazmoz: Toxoplasma gondii adinda bir parazitin neden olduğu infeksiyondur. Hastalarda, ateş, başağrısı, tıpkı felçte olduğu gibi kollarda, bacaklarda kuvvetsizlik yakınmaları olur. Tanı için beyin tomografisi kullanılır.
Kriptokokkoz : Cryptococcus neoformans, adlı mantarın neden olduğu menenjit olan bu tablo AIDS’lu hastalarda toksoplazmozis ve lenfomadan sonra üçüncü en sık santar sinir sistemi hastalığıdır.
Sitomegalovirus infeksiyonu: Cytomegalovirus (CMV) infeksiyonu AIDS’lu hastalarda çok sıktır. Retinada infeksiyon yapip körlüğe ve değişik nörolojik hastaliklara neden olabilmektedir.

B) Firsatçı kanserler
Beyinde Lenfoma: AIDS hastalarinin % 5’inde görülür. Hastanin giderek nörolojik fonksiyonlarini kaybetmesine neden olur.

C) AIDS-Demans Kompleksi (AIDS-Bunama Tablosu)
Düşünme, motor ve davraniş bozukluklari ile giden bir tablodur. Genellikle HIV infeksiyonun geç evre komplikasyonlarindandir.

8) Kanserler
A) Kaposi Sarkomu (KS)
HIV ile infekte hastalardaki en sık kanserdir. Patogenezinde “Human Herpes Virus 8” (HHV8) olarak tanımlanan bir virusun rolü vardır. Mor, kirmizi renkli kanser dokusu yüzde, kol ve bacaklarda görülebilir. Tedavisinde kemoterapi ve radyoterapiden faydalanılır.

B) Lenfoma
HIV ile ilişkili en sık ikinci kanser lenf hücrelerinden kaynaklanan bir tür kanser olan lenfomadır. Hastalar ateş, kilo kaybı ve büyümüş lenf bezlerinden yakınılır.

C ) Anal (makat) kanser
HIV ile infekte hastalarda sıktır.

 

AİDS NASIL BULAŞIR ?

 

HIV virüsünün 2 tipi vardır.
HIV-1 dünyada en yaygın görülen AIDS hastalığına yol açan etkeni virüsüdür. HIV-2 ise nadir görülür, AIDS, bulaştığı vücutta, vücudu hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sistemini zayıflatır ve hatta yok eder. Mikroplara karşı bağışıklığı yani direnci azalan vücutta, HIV’in yanında, çeşitli fırsatçı enfeksiyonlarda hastalıklara neden olurlar. Zatürree, cilt kanseri, bunama bunlardan bazılarıdır.

 

•HIV virüsü, kan yoluyla, HIV/AIDS’li kişinin kan, kan ürünleri, doku veya organlarının nakliyle,
•Cinsel ilişki ile,
•Hamileliğinde HIV taşıdığının farkında olmayan anneden, çocuğuna bulaşır. En fazla bulaşma yolu da anne sütüdür.

HİV virüsü taşıyan partnerle cinsel ilişki kuran kişi başka cinsel hastalık taşıyorsa (Bel soğukluğu, frengi, hepatit vs.) doku hasarı nedeniyle bulaşma riski katlanarak artar. Ayrıca partnerin yaşı, hastalığın evresi, ilişkinin şekli ile risk değişir. Kadınlarda menstrüal kanama zamanındaki ilişkide risk yüksektir. Ne kadar farklı kişi ile cinsel ilişki kurulursa HİV kapma olasılığı o denli artar.

HIV CİNSEL TEMAS iLE NASIL YAYILIR ?
KADINLAR BU YOLLA ENFEKTE OLMAYA ERKEKLERDEN DAHA MI YATKINDIRLAR ?

Korunmasız yapılan tek bir cinsel temasda bulaşma riski tam bilinmemekle birlikte, HIV’in erkekten kadına ve kadından erkeğe geçtiği kesin olarak bilinmektedir. Erkekten kadına geçiş mekanizması, kadından erkeğe geçiş mekanizmasına göre daha iyi bilinmektedir. infekte erkeğin menisinin HIV içerdiği, bunun da büyük olasılıkla zaten meninin içinde bulunan lenfositlerin infekte hale gelmesi şeklinde olduğu yolundadır. Vajenin içine giren HIV’in viral çoğalmayı başlatabilmesi için kan dolaşımına girmesi gerekmektedir. Vajenin çeperindeki ufak yarıkların virüsün kan dolaşımına girmesindeki esas yol olduğu tahmin edilmektedir. Bazı çalışmalar göstermektedir ki; kadınlar tek bir cinsel temas sonrası infekte olmaya erkeklerden daha yatkındırlar. Bu fark, vajen mukozasındaki potansiyel virüs giriş yerlerinin, penis yüzeyindekine oranla çok daha fazla olması ve dolayısı ile vajenin penise göre daha büyük miktarda infeksiyöz materyale maruz kalması ile açıklanmaktadır.

Afrika’da yapılan bazı çalışmalar, erkeklerde HIV infeksiyonu ile genital ülser varlığı arasındaki bağlantıyı göstermektedir. Hekimler, erkeklerdeki genital ülserlerin varlığının tıpkı vajen çeperlerindeki yarıklar gibi virüsün kan dolaşımına girmesini sağladıklarını ileri sürmektedirler. Ancak, HIV’in geçişi için mutlaka genital ülser bulunması gerekmemektedir.

Şüphesiz yukarıda sayılan faktörlerin dışında bazı faktörler de, heteroseksüel temas yolu ile virüsün bulaşmasında rol oynamaktadır. Menstrüasyonun olması, aynı zamanda başka mikroorganizmalarla kişinin infekte olması, derinin durumu, cinsel temas öncesi deri bütünlüğünü bozan kimyasal iritanlara maruz kalma gibi faktörler HIV’in geçişi için rol oynamaktadır. Bu faktörlerin her birinin HIV infeksiyon riskini ne kadar artırdığını kanıtlamak ise oldukça güçtür.

MENi iLK OLARAK NE ZAMAN HIV iÇERiR ?

 

Primer infeksiyondan sonra belli aralıklarla meninin incelendiği ufak bir araştırma yapılmıştır. Araştırma kapsamındaki üç hastanın menilerinde, infeksiyonun ilk klinik belirtileri ortaya çıktıktan sonra dört hafta süresince, zidovudin kullanımından bağımsız olarak, birden fazla laboratuvar tekniği ile inceleme sonucu HIV saptanmıştır. Yeni infekte olmuş bir kişinin HIV’i başka bir kişiye meni yolu ile ne zaman bulaştırabileceği bilinmemekle birlikte, HIV infekte her erkek infeksiyöz ve her an HIV’i bulaştırabilir diye kabul edilmektedir. Primer infeksiyon sırasında HIV’in vücutta yaygın olarak bulunması ve infeksiyonu takip eden haftalar içinde menide HIV’in varlığı, büyük olasılıkla kişilerin HIV infeksiyonunun başından itibaren infeksiyöz olduklarını göstermektedir.

Meninin içinde virüs bulunması infekte erkeklerden hamile kalmayı isteyen HIV negatif kadınlar için ciddi riskleri beraberinde getirmektedir. İnfekte menideki virüsün inaktive edilmesi, kadının yapay olarak döllenmesi ve bu yolla hem annenin hem bebeğin infeksiyondan korunmasının mümkün olduğu çok az sayıda araştırma ile gösterilmiştir. Hekimler, bu yolla ancak birkaç gebelik sağlayabilmişlerdir. Sonuç olarak bu bir araştırma yöntemidir ve uygulanabilirliği çok çok düşüktür.

HIV infekte eşten ayrı, başka bir erkek tarafından verilen meni ile yapılan yapay döllenme işlemi de HIV infeksiyon riskini tamamen yok etmemektedir. infekte olduğu başlangıçta bilinmeyen vericilerden alınan menilerle yapılan yapay döllenme işlemlerinde anneye HIV bulaştığı pek çok araştırmada gösterilmiştir. Son yıllarda, sperm vericilerinde HIV taraması yapay döllenme öncesi şart olmuştur. HIV antikorları negatif olan vericilerin spermleri, 2-4 ay sonra yapılan ikinci antikor testine kadar dondurularak saklanmaktadır. Yapılan bu iki testin de negatif çıkması durumunda, spermlerin HIV içermediği kabul edilerek kullanılabilmektedir.

HIV İNFEKTE BİR PARTNERLE GİRİLEN HER BİR VAJİNAL İLİŞKİDE HIV İNFEKSİYONU KAPMA RİSKİ NEDİR ?

 

HIV infekte bir partnerle girilen her bir vajinal ilişkide HIV infeksiyonu kapma riskinin tam olarak ölçülmesi imkansız olmakla birlikte, Avrupa’da yapılan geniş çaplı bir araştırmanın sonucuna göre tahminler yapılabilmektedir. Bu araştırma kapsamında 304 HIV negatif kişi ve partnerleri değerlendirildi. Bu kişilerin tek risk faktörleri HIV infekte partnerleri ile cinsel temasa girmeleri idi. Bu kişilerin 196’ı kadın ve 108’i erkekti. Bu çiftler ortalama 20 ay boyunca izlendiler ve HIV infeksiyon varlığı açısından test edildiler. İnfekte partnerlerin hastalıkları veya ölümleri nedeniyle araştırma kapsamına dahil olan çiftlerden %40’ı cinsel temaslarına son vermelerine rağmen, 256 çift çalışma süresince en az üç ay süre ile cinsel aktivitelerine devam ettiler.

Araştırma boyunca çiftler toplam 15 000 kez cinsel temas üzerinden incelendiler. Çiftlerin %48’i düzenli olarak kondom kullanırken, diğerleri ya düzensiz kullandılar ya da hiç kullanmadılar. Düzenli kondom kullanan çiftlerden hiçbirinin eşine HIV infeksiyonu bulaşmadı. Kondomu düzensiz olarak kullananlar incelendiğinde, HIV infeksiyonu bulaşma oranı yaklaşık olarak her 1000 ilişkide 1 olarak saptandı. Bu risk oranı, eğer partner AIDS basamağında ise 4 katına çıkıyor, partner asemptomatik dönemde ise 1000’de 0.7’e iniyordu. Bu araştırmanın en büyük eksikliği erkekten kadına bulaşma oranı ile kadından erkeğe bulaşma oranı arasındaki farkı belirtmemesidir. Ancak, diğer araştırmalar göstermektedir ki; her cinsel temasta erkeğin kadını infekte etme riski, kadının erkeği infekte etme riskine göre iki kat daha fazladır.

Bu araştırma sonucuna göre HIV infeksiyonu için bulunan başka bir risk faktörü de genital ülserlerdir. Genital ülserlerin varlığı, genital ülseri olmayanlara göre HIV infeksiyon riskini 5 kat artırmaktadır. Genital ülserlilerin oluşturduğu bu grupta, 24 ay sonunda toplam serokonversiyon oranı çok yüksek bir oran olan %40 olarak tespit edilmiştir. Kondom kullanmadan yapılan anal ilişki, kondom kullanılarak yapılan anal ilişkilere oranla ek bir risk taşımaktadır; ancak korunmasız olarak anal ilişkiye giren çift sayısının çok az olması bizi yanlış risk tahminlerine götürebilmektedir. Kondom kullanmadan anal temasa giren çiftlerin 24 ay sonunda serokonversiyon oranı yaklaşık %28 olarak bulunmuştur.

Bu araştırmada ejakulasyondan önce geri çekmenin, önemli bir koruyucu etkisi olduğu gözlenmektedir. Tüm ilişkilerinin en az %50’inde geri çekme metodunu uygulayan çiftlerde, bu metodu uygulamayan çiftlere göre riskleri 5 kat daha az olarak bulunmuştur.

Ayrıca, 39 çift vajinal temas sırasında kondom kullanmalarına rağmen, korunmasız oral ilişkiye de girdiklerini belirttiler. Bu grupta hiç serokonversiyon saptanmadı. Bununla beraber, korunmasız yapılan oral ilişkinin HIV infeksiyon riski taşımadığı söylenememektedir. Çünkü araştırma kapsamına dahil olan çift sayısı bir sonuca gitmek için yeterli değildir.

Bu araştırmanın sonuçları, uzun bir süre boyunca aynı partnerle cinsel temasta bulunan kişilere dayanmaktadır. Birden fazla değişik partnerle korunmasız cinsel temasa giren kişilerin değişik infeksiyon riski altında oldukları çok açıktır. Sonuç olarak, kondom kullanımının cinsel temas sırasında virüsün bulaşmasını önlediği çeşitli kanıtlarla desteklenmektedir.

AIDS NASIL BULAŞMAZ ?

 

HIV virüsü vücudun dışında yaşayamayacağından aslında bulaşması zordur.

• Tükürükle,
• Terleme ile,
• Deriye dokunma ile,
• Başkasının havlusu ile,
• El sıkışma ile,
• Kucaklama ile,
• Yanaktan öpüşme ile,
• Yiyecek içecekten,
• Ortak tabak çanak kullanımı ile,
• Havuz ve tuvalet kullanımı ile,
• Aynı evi paylaşmakla
• Başkasının giysisini giyme ile bulaşmaz.

AIDS’ten Korunma İçin Öneriler:
• Sağlıksız cinsel ilişkiden kaçının,
• Kontrolsüz kan ve organ transferlerinden uzak durun.
• Anneden bebeklere özellikle “anne sütü ile” bulaşabileceğini unutmayın. AIDS’in %3-5 oranında bu yolla bulaştığı saptanmıştır. Anne-çocuk ilişkisinde mutlaka doktor tavsiyesine uyulmalıdır. HIV virüsü taşıyan bir annenin doğuracağı çocuğa HIV virüsünün bulaşma oranı % 30 civarındadır.
• Damardan ilaç bağımlısı olan hastalar ile damardan uyuşturucu kullananlar özellikle dikkatli olmalı, enjektörler bir defa kullanılıp, atılmalıdır.
• Cinsel yolla AIDS bulaşmasına engel olmak için, çok eşlilikten kaçınılmalı, gerektiğinde prezervatif kullanılmalıdır. Güvenli cinsel eş seçilmelidir. En güvenlisi ise tek eşli yaşamın tercih edilmesidir.
• Kullanılmış şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, jilet, makas vb. gibi tüm kesici ve delici aletler ile bulaşma olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Güvenli ilişki; sadece kondom kullanmakla sınırlı değildir. Ayrıca, karşılıklı güvenin, dostluğun, sevginin ve saygının olduğu, bireyler arası paylaşımın artarak yoğun duyguların yaşandığı bu ilişkide, doğru iletişimi kurarak kendini ortaya koyabilmek, “evet” ya da “hayır” diyebilmek, cinsel ilişkiye karşı tarafı zorlamamak ilişkinin sağlıklı yürüyebilmesi için çok önemlidir.

HİV virüsünün dezenfeksiyonu nasıl yapılır?
• HIV vücuttan çıktığı zaman son derece dayanıksız olan bir virüstür. Kan, Sperm ve vajina sıvısındaki virüs dış ortamda en fazla 1 saat canlı kalır. Bulaşmış eşyadaki virüsün yok edilmesi için sulandırılmış (1:10) çamaşır suyu ile 10 dakika bekletmek yeterlidir.
• Deriye bulaşma durumunda sabunlu su ile yıkanır. (en az 20 sn.) Yıkama sonrası alkol sürülmesi yarar sağlar. Mükoz membranlar sadece su ile yıkanabilir. Yara üzerinde bulaşma varsa önce sabunlu su ile yıkanır; üzerine tentürdiyot, betadine gibi antiseptik sürülür. Kaynatılabilir eşyalar birkaç dakika kaynatılır veya 60 derecede 30 dakika ısıtılır. Temizlik için Ultraviyole ışınları tercih edilmez.

HIV / AIDS tüm dünyada hızla yayılmaktadır.

Hastalığa ait özellikler ;
• Kan yoluyla ve cinsel ilişkiyle hızla yayılabilmektedir.
• Kadınlarda ve erkeklerde, yani her iki cinste de görülebilmektedir.
• Her yaştaki insanlarda görülebilir.
• HIV / AIDS in kesin tedavisi halen yoktur.
• HIV / AIDS in henüz koruyucu bir aşısı da mevcut değildir.

AİDS TEDAVİSİ ?

HIV / AIDS ’in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. Retrovirüs grubunda bulunan HIV virüsüne etkili olduklarından antiretroviral adı verilen ilaçlar elde edilmiştir. Bu ilaçlardan farklı etki mekanizmaları olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla başarılı tedavi mümkündür. Tedavinin ana amacı: kandaki virüs miktarını gösteren viral yükün baskılanıp en alt düzeye indirilmesi hatta yok edilmesi, bağışıklık sisteminin korunması, HIV enfeksiyonunun etkilerinin azaltılması, yaşam kalitesinin artırılması, AIDS’den ölüm oranının azaltılmasıdır. Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz sürdürülmelidir. Fırsatçı enfeksiyonların çoğunu tedavi etmek mümkündür.

Bugün dünyada tedavi araştırmalarına en fazla ödenek verilen ve en çok üzerinde araştırma yapılan hastalıklardan bir tanesidir. Fakat bütün bu çalışmalara rağmen tam anlamıyla ne bir koruyucu aşı üretilebilmiş ne de yüzde yüz tedavi diyebileceğimiz bir tedavi bulunabilmiştir.

HIV ilaçları, virüsü başkalarına kesin anlamda bulaştırmanızı önlemez. Tedavi, virüs miktarını algılanamayacak kadar düşük seviyelerde tutar. Ancak, HIV vücudunuzda varlığını devam ettirir ve cinsel ilişki, iğne paylaşımı veya annelerin bebeklerini emzirmesi yoluyla başkalarına bulaşabilir.

CD4+T hücrelerine, akyuvarlar, T yardımcı hücreleri de denilmektedir. İnsan bağışıklık sisteminde diğer hücrelerle birlikte hastalıklara karşı savaşırlar. HIV, çoğalmak için bu hücreleri kullanır. Sağlıklı bir kimsede CD4+T hücre sayısı 800-1200/mm3 kadardır.
Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre Türkiye, Aralık 2009 itibariyle tedavi ihtiyacı olan HIV pozitiflerin tedaviye erişiminin % 50 – 80 arasında olduğu 21 ülke arasında yer alıyor. Raporda yer alan, düşük ve orta gelirli ülkelerde 2009 yılı itibariyle HIV testi ve danışmanlığı verilen kurumlar listesine göre, Türkiye’de 1362 kurumda HIV testi ve danışmanlığı sağlanıyor.

Buna göre Türkiye’de her 100 bin yetişkin kişiye 3.3 kurum düşüyor. Rapora göre Türkiye’de 2008 yılı içerisinde antiretroviral tedavi alan HIV pozitif kişi sayısı 900 iken bu rakam Aralık 2009 itibariyle 1000 kişiye yükseliyor. Tedaviye CD4 sayısının 350 ve altında olduğu durumda başlanmasını öneren DSÖ 2010 kılavuzu temel alındığında, 2009 yılında Türkiye’de tedaviye ihtiyacı olan HIV pozitif kişi sayısı tahmini olarak 1600 (1200 – 2100 arası); ihtiyacı olan kişiler arasında tedavi görenlerin oranı ise yaklaşık % 62 (% 48 – % 84 arası) olarak hesaplanıyor. Tedaviye CD4 sayısının 200 ve altında olduğu durumda başlanmasını öneren eski (2006 tarihli) DSÖ kılavuzlarına göre hesaplandığında ise tedaviye ihtiyaç duyan HIV pozitif sayısı ortalama 1100, tedaviye erişim oranı ise ortalama % 90 olarak tahmin edilmiş.

Raporda, Türkiye’de Ocak – Aralık 2006 tarihleri arasında anneden bebeğe geçişin önlenmesi için tedavi alan HIV pozitif hamile kadın sayısının dört olduğu belirtilmiş. UNAIDS/DSÖ yöntemlerine göre anneden bebeğe geçişi önlemek için antiretroviral tedavi alması gereken tahmini hamile kadın sayısı Türkiye için en fazla 200 olarak belirlenmiş ve bunların % 3 ila % 13 arasında bir oranda tedaviye erişebilecekleri tahmin edilmiş. Yine UNAIDS/DSÖ yöntemlerine göre antiretroviral tedaviye ihtiyaç duyabilecek çocuk sayısı Türkiye için 100’ün altında; bu çocukların tedaviye erişme oranları ise % 10 – 21 arasında tahmin ediliyor.

Türkiye’deki durumu genel olarak dünyadaki ve düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkelerdeki tedaviye erişim oranları ile karşılaştırabilmek için, Türkiye’nin ülke sınıflandırma sistemleri içerisinde nerede yer aldığına dikkat edilmesi önemli. Bu raporda belirtildiğine göre Türkiye üst-orta gelir düzeyindeki ülkeler arasında yer alıyor. Coğrafi bölge olarak Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi içinde yer alırken, UNAIDS’in sınıflamasına göre Batı ve Orta Avrupa bölgesi içinde, UNICEF’in sınıflamasına göre Orta ve Doğu Avrupa ve CIS ülkeleri içinde, DSÖ’ne göre ise Avrupa Bölgesi içinde değerlendiriliyor.

 

 

Bu yazıya 8 Yorum Yapıldı.

  • aysun
    25 Mart 2015 22:35

    şüpheli ilşikiden ne kadar sonra aids testi yaptırmalıyım

  • aydemir
    26 Mart 2015 08:23

    aids nasıl bulaşır ? daha doğrusu oral sex ile aids bulaşır mı bilgi verirseniz sevinirim.

  • kaan
    18 Şubat 2016 21:32

    AIDS Belirtileri Nelerdir , Erken Tanı AIDS Testi nasıl yapılır

  • LGBT
    25 Mayıs 2017 21:02

    Merhaba

    AİDS testi için kan verdiğimde sonucumu ne kadar sürede alabilrim.

  • Barış YENİL
    25 Mayıs 2017 21:05

    Merhaba

    Aids testi için Laboratuvarımızda kan örneğinizi verdikten sonra, Sonuçlarınızı gün içerisinde alabilirsiniz.
    Detaylı bilgi için bizim ile irtibata geçebilirsiniz.

  • ahmet
    15 Ekim 2017 15:59

    iyi günler
    yaklasık 1 ay önce biriyle iliskim oldu 2 hafta sonra agzımda pamukcuk cıktı gece terlemesi basladı bogazlarım agrımaya basladı hala gecmedi defalarca test yaptırdım negatif kadındada negatif cıktı her enfeksiyon kültür testleri yaptırdım kbb gittim viral enfeksiyon falan dedi ama hala gecmedi ne yapmalıyım iliskinin üzerinden 2 ay gecti ne yapmalıyım

  • çağdaş
    5 Kasım 2017 00:18

    merhabalar aids testi yaptırıcam ve yakın zamanda madde kullandım bu testte madde kullandığım çıkar mı

  • Barış YENİL
    5 Kasım 2017 01:22

    Merhaba

    Yalnızca HİV sonucunuz çıkar. Diğer madde kullanımına ait bilgi vermez.

Bir Yorum Yazın

*